8 Şubat 2014 Cumartesi

Aşk Zamanı/İn The Mood For Love

Filmin orijinal ismi: Fa yeung nin wa
Yönetmen: Kar Wai Wong
Tür: Dram,Romantik
Yapım: 2000,Çin
İmdb: 8,1

Bir filme aşık olunabilir mi?
Bir film aşkı nasıl bu kadar derinden hissettirir?
Öncelikle soundtrack'ından başlayacağım.Kesinlikle insanı hüzne boğuyor.


Bir şahaser.Şiir gibi bir film.Görüntüler ve müzik o kadar iyi harmanlanmış ki..

Şu an bu film hakkında ne desem az olacak.Ne kadar harika duygular hissettirdiğini aktaramayacağım.

Konuyu sonuna kadar anlatsam da sorun olmaz.Konu değil önemli olan filmde.Müzikler ve görsel olarak aşkı hissettiriyor.Ki bu çok zordur.Ancak bir ustanın elinden çıkmış.Görüntü yönetmeni Christopher Doyle.

Bir pansiyonda hayatları kesişen Bay Chow ve Bayan Chan'in hikayesini anlatıyor Wong Kar Wai bizlere.Ancak tek ortak noktaları bu değil.İkisi de aldatılıyor ve aynı kişilere tercih ediliyorlar.
Devamında yemeğe çıkıp ikisi de tercih edildikleri insanların nelerden hoşlandıklarını birbirlerinden öğreniyorlar.
Bayan Chan'in gelecek hüzünlü anlara kendisini hazırlamak için Bay Chow ile yaptığı prova sahneleri çok etkileyici.Zaten yeterince hüzünlü an yaşadığı için önceden hazırlanmak istiyor.Film boyunca Bayan Chan kendisini çevreye mutlu göstermek için oldukça fazla uğraşıyor.Her zaman bakımlı olmasını da buna bağlıyorum.Kimonoları muhteşem ancak ona başka bir yazıda değineceğim.Ve kendisi sinemayı çok seviyor.
Müthiş zarif bir kadın.Merdivenlerden çıkarken de sokakta yürürken de.
Bay Chan ise adeta bu zarif kadına tutuluyor.Ancak onu incitmekten korkuyor ve ona her zaman destek oluyor.Birbirlerine sığınıyorlar.Onun mutlu görünmek gibi bir çabası yok.Zaten o mutluluğu Bayan Chan de bulmuş durumda.Oldukça içten ve saf bir sevgiyle bağlı ona.Fakat eski eşleri gibi olmak istemiyorlar ve bunun için çabalıyorlar.
-Bu sahneye ayrı bir aşığım.-

Dünyanın en güzel aşk filmi diyebilirim.Ki ben A Short Film About Love filmini de çok severim ve ikisi de benim için aşk kategorisinde en iyilerden.Ancak bu filmin yeri bende ayrı çünkü estetik bir film.Sadece bir sigara dumanı,yağmur,bakış,gölge hatta bir taşa oyulmuş deliğin nasıl böyle büyük anlamlar taşıdığına şaşırdım.
Diyaloglar oldukça az ama böyle olunca çok daha değerli oluyorlar.Çok daha yerinde.Aşk sözcüklere dökülmüyor.Ki dökülse bu kadar etkilemezdi zaten.

Ve aşk filmi diyorum ama filmde hiçbir şekilde fiziksel temas yok.Bakışlar var susuşlar var kısaca aşkı hissettirecek her şey var.

Durağan ve yavaş bir film.Yalnız bu sıkıcı demek değil.Büyüleyici.. Adeta bir fotoğraf karesine bakıyormuş gibi hissediyorsunuz.Slowmotion görüntüler oldukça fazla.Yalnız tekrar söylüyorum bu görüntülere müzik eklenince o aşkı içinizde hissediyorsunuz.

İzlediğinizde hayatınız çok boş gelebilir.Şimdiki zamandan soğuyabilirsiniz.Ve film hüzünlü.Ancak aşırı dozda hüzünlü.Bu yüzden izlediğiniz güne dikkat etmelisiniz.

Benim gibi yanlış sıralamayla izlemeyin diye söylüyorum.Devam filmi; 2046.

7 Şubat 2014 Cuma

400 Darbe/Les Quatre Cent Coups

Filmin diğer adı: Les Quatre Cent Coups
Yönetmen: François Truffaut
Tür: Dram
Yapım: 1959,Fransa
İmdb: 8,2

Fransa'da yeni dalga akımının başlamasına neden olan filmdir.400 Darbe 'okul kırmak' anlamına gelen bir Fransız deyimidir.

François Truffaut'un ilk filmi olmasına rağmen bir başyapıt özelliği taşır.Bunun nedeni şüphesiz ki filmin bir otobiyografi özelliği taşımasıdır.27 yaşında bir gencin elinden çıkmış gibi değil asla çok daha olgun bir yapım ama kendi hayatından izler taşıdığı için duyguyu karşı tarafa bu kadar iyi veriyor.



Okuldan kaçan küçük Antoine'nin annesini bir adamla görmesi sonucu yaşadıkları anlatılır.Küçük kahramanımız yeni durum karşısında ne yapacağını bilemiyor.Karşılaştığı kötü durumları olgun düşünememesinden dolayı çok daha berbat hale getiriyor.Korkusu sonucu hep yanlış yolu seçiyor.Yalan söylüyor,kaçıyor..Ancak yine de bir çocuk olduğu için çabuk unutup iyi geçinmek istiyor bu yüzden görevlerini yerine getirmek için uğraşıyor en küçük bir ödülden mutlu oluyor.Ancak yine istediği gibi olmuyor yine yetişkinler tarafından yanlış anlaşılıyor.

Ailelerin ne kadar acımasız olduğunu,fazla baskının çocuk için çok daha kötü sonuçlara yol açtığını görüyoruz.Yetişkinlerin bıkmışlığı ve bu ruh haliyle çocuğunu sürekli cezalandırma yoluna gitmesi.Sorunlu görünen çocuk oluyor çeşitli davranışları sonucunda ancak sorun ailede.Tüm sorunların nedeni yetişkinlerin çocuk gözünden bakmaması.Hiç çocuk olmamış gibi davranmaları.Ama bunları neden yaptığı tamamen çocuk olmasında saklı.Bunu da o psikologla görüşme sahnesinden anlıyoruz.Aslında ne kadar saf düşündüğünü görüyoruz.

Sınıf sahneleri çok gerçekçi ve bu yüzden etkileyici.Film siyah beyaz ve Paris'ten harika görüntüler sunuyor izleyicilerine.


Sonunun neden bu kadar etkileyici olduğunu hala anlayabilmiş değilim.Nasıl güzel nasıl umutlu...Denize çok bağlı olduğum için belki de.

4 Şubat 2014 Salı

Ocak Ayı İzlediklerim 2

Yurttaş Kane/Citizen Kane

Çocukluğun insanın tüm hayatını nasıl etkilediğini bir kez daha anladım.Böyle harika filmleri bu kadar geç izlemek oldukça üzücü.

Dokunulmazlar/The Untouchables

Bebek arabası sahnesi ve Robert de Niro'nun müthiş oyunculuğundan dolayı benden geçer not aldı.

Ateşten Kalbe Akıldan Dumana/Lock, Stock and Two Smoking Barrels

Harika,harika,harika! Defalarca izleyeceğim.Müthiş bir kurgusu var.Ve Nick Moran.

Jules ve Jim

Bu filmin ruhunu çok sevdim.Yazısı gelecek.

12 Yıllık Esaret/12 Years a Slave

Dokunaklı bir film herkesin mutlaka izlemesi lazım.

The Artist

Yine çok geç izledim ama çok sevdim.

Cosmopolis

Zamanla kült olacak yapımlardan biri. Eric Parker gerçekten çok karizmatik bir karakter.

Ocak Ayı İzlediklerim

Tenenbaum Ailesi/The Royal Tenenbaums

Eğlenceliydi.Karakterler ve konuyu beğendim.Bir babanın aile için ne kadar önemli olduğunu gözler önüne seriyor.

Aşk Zamanı/İn The Mood For Love

Aşkı hissettiriyor.Bu başyapıtın yazısı için tıktık

Chungking Express

Kar wai wong filmlerine aşığım.Buradaki iki erkek kahramanın da monologlarına bayıldım.Karakterler oldukça saf ve içten.Ve insanda oyuncak ayı alma isteği doğuruyor.

Bulut Atlası/Cloud Atlas

Kitabı çok övüldüğü için çok yakında kitabını alıp okuyacağım zira filmi beğendim.


Suç Zamanı/Timecrimes

Vakit kaybıydı çok daha iyi filmler varken izlemeye değmez.
Yaratık/Gwomeul

İkinci kez izledim seviyorum bu filmi.

Ben Efsaneyim/I am Legend

Gayet güzel bir film.Ancak bu zamana kadar  izlememek için diretmişim nedense.


30 Aralık 2013 Pazartesi

2013 Yılının En İyi 10 Filmi


Sight & Sounds dergisinin her sene yayınladığı listede bu sene;


1 The Act Of Killing
(Joshua Oppenheimer)

2 Gravity 
(Alfonso Cuaron)


3 La vie d'Adèle
(Abdellatif Kechiche)

Film çok farklı kesinlikle öneririm.Bir de aşkı onlardan izleyin.



4 La Grande Bellezza

(Paolo Sorrentino)


5 Frances Ha
(Noah Baumbach)

Frances Ha kesinlikle günümüz insanını anlatıyor.Kendime Frances'i çok yakın hissettim.Beklentilerimi karşılayan bir film oldu.


6 Tian zhu ding
(Jia Zhangke)

7 Upstream Color

(Shane Carruth)




8 The Selfish Giant

(Clio Barnard)


9 Norte, hangganan ng kasaysayan

(Lav Diaz)


L’Inconnu du lac
(Alain Guiraudie)


13 Eylül 2013 Cuma

Los Amantes Del Circulo Polar/Kutup Çizgisi Aşıkları

Nasıl başlasam bilemediğim yoğun,etkileyici bir film.Çok fazla bilinmiyor hak ettiği ilgiyi yakalayamamış ama bu da bir yandan hoşuma gidiyor.Daha çok size ait geliyor.Stalker filminin müthiş Edward Artemiev meditation müziği kulağımda bu filmi ne kadar zor olsa da yazıya dökmeye çalışacağım.

Filmin diğer adı: The lovers of the arctic Circle 
Yönetmen: Julio Medem
Tür: Romantik,Dram
Yapım: 1988,ispanya-Fransa
İmdb: 7,6

Kutup çizgisi aşıkları çocuk yaşta hayatları kesişen Ana ve Otto'nun hikayelerini anlatıyor.Film tesadüflerle bezenmiş.Filmin genel havasında hakim bu.Tesadüflere olan inancımı bu kadar artırması nedeniyle Julio Medem'e kızgınım!Ancak tesadüfler sadece iyi yönlü ilerlemiyor fırsatlar da kaçırılıyor.Bu da filmin gerçek hayata yakınlığını sağlıyor.


'Hayatımın en büyük tesadüfünü bekliyorum.'



Bu başyapıtta kısım kısım aynı olaylar karşısında Anna ve Otto'nun ruhsal durumları ele alınıyor.Burada kadının ve erkeğin farklı hissedişlerinin de izleyiciye aktarıldığını söyleyebilirim.


'Bu çocuk da nereden çıktı babamın ölümünden mi?Babamın ani ölümünün acısını telafi etmek için bir hediye olabilir miydi?Sanırım ta kendisi.O gece babamın çocukluk fotoğraflarına baktım.Birbirlerine benzemiyorlardı.Ama bunun önemi yoktu.Küçük olduğumdan  babamın bir çocuğun bedeninde yaşadığına inanmaya başlamıştım. Ama ondan daha güzeldi.'


Filmde Otto ve Ana isimlerinin-hatta yönetmenin soyadı Medem'in de- tersten aynı okunuyor olmasının bir şans getirdiği gibi hoş bir ayrıntı var.Bende geometrik bir ismim olmasını istiyorum!Gerçekten bu özellikleri kahramanlarımızı büyük bir şans getiriyor.Ama hayat her zaman güzellikler sunmuyor.


'Geriye koşmak mümkün müdür? Birkaç saat ya da hayatın boyunca.'


Diğer bir güzellik ise üzerinden kutup çizgisinin geçmiş olduğu ve güneşin asla batmadığı,gece yarısı güneşinin varlığını öğrendiğimiz Finlandiya'nın küçük Laponya kasabası.Ve kahramanlarımızın hayatlarındaki önemli etkileri...

'Geceler boyu güneşi izleyip seni bekleyeceğim!'


Tesadüfler diyorduk değil mi?Film devam ettikçe o tesadüflere o kadar alışıyorsunuz ki sürekli yeni tesadüfleri bekliyorsunuz sanki her an bunun için izliyorsunuz.Merak ediyorsunuz gerçekten Ana güzel tesadüflerin hepsini tüketmiş miydi? 


'Hayır,ağlamayı kesersen o şey de gerçekleşmez.'


Sadece romantik film deyip geçecek değilim bir tesadüf,umut,kaybediş,özlem,hayal kırıklığı,bekleyiş,kendini suçlama filmi.Dokunaklı,hüzünlü,gülümseten,içinize işleyen masalsı bir film.Çekimler bir harika sivrisinek sahnesi ve o hiç batmayan gece yarısı güneşini Laponya'ya gitmeden izleme olanağı sağlıyor Medem bizlere.Ve müzikler... Hayatımda izlediğim en iyi filmler sıralamamda her zaman olacak bir şahaser.Defalarca izleyeceğim.Siz de izleyin derim bu muhteşemliği.

Ve hayatımın bazı anlarında Ana bana seslenecek:

Va-li-en-te!


11 Ağustos 2013 Pazar

Guguk kuşu/One Flew Over The Cuckoo's Nest


Dünyanın en iyi filmlerinden biri daha.Başta Jack Nicholson'a olmak üzere tüm karakterlere ayrı ayrı hayranlık duyacağınız bir film.O kadar gerçekçi ki sanırım bir akıl hastahanesine gittiğinizde böyle tipler var mı diye etrafınıza bakmanıza neden olabilir.Cezaevinden bir kaçış olarak gördüğü akıl  hastanesine giren Mcmurphy ve yaşadıklarını anlatıyor film.

Filmde aslında akıl hastası değil de dış dünyaya ayak uyduramayan bir topluluk var.Filmin söylemeye çalıştığı şey bir o kadar doğru: dışarıdaki delillere göre çok da ileri bir durumları yok.Özgüvenin önemi vurgulanıyor aynı zamanda da meselenin özgür olabilmek olduğunu.Oradaki hemşirenin sert halinde gizli aslında dış dünyanın kurmuş olduğu otorite.Kabul görmüş kalıplara göre yaşadığımız yüzümüze vuruluyor bu filmde.

Bizi ve Mcmurphy'i şaşırtan şey  insanların kendi özgürlüğünü kendi isteğiyle kısıtlaması oluyor.İnsanın kendini pasifleştirilmesi yalnızlaştırması.Sisteme karşı yapılmış hiciv filmleri her zaman güzeldir!


En kötü film karakterleri listelerinde başı çeken o hemşire...





Ve o müthiş aktörler!

Film boyunca 'Allah Allah nereden tanıyorum.' demiştim.