28 Temmuz 2014 Pazartesi

"Ölmeden önce izlenmesi gereken 555 film" Listesi İncelemesi

 Ntv'nin yayınladığı ölmeden önce izlenmesi gereken 555 film listesini takip ediyorum çünkü buradan izlediğim filmlerden büyük bir tat alıyorum.Keşke izlemeseydim demiyorum hiçbiri için.Bence önemli olan bu zira nefret ediyorum kötü film izlemekten.Bahsettiğim listeden şimdiye kadar izlediklerim ve incelemesini yaptığım 12 tane film var.Bunları göstereceğim.

İzlediklerim ve incelemesi yapılanlar;



 1957 yılında çekilmiş,siyah beyaz ve tek bir odada sadece diyaloglardan oluşan bir film düşünün.Kulağa ne kadar sıkıcı geliyor öyle değil mi?Ama kesinlikle öyle değil.

      Film hayat dersi veriyor.Aklınızda çeşitli sorular beliriyor.Senaryonun içerisinde buluyorsunuz kendinizi.Bir an bir jüri üyesini savunuyor sonra bir diğerini bir de bakmışsınız ki kendi kendinize konu hakkında düşünceleriniz oluşmaya başlamış.Filmin eleştirel havasının içindesiniz.Sorguluyorsunuz.

DEVAMI İÇİN; TIKLAYINIZ

Krzysztof kieslowsky'nin dekalog serisinden bir film basit gibi görünüyor ama düşündükçe derin bir film olduğunu görüyorsunuz. Kırık bir hikaye.Çok çok gerçek.Coşkulu aşk filmlerinden çok kırık aşk hikayeleri daha etkiler beni.Gerçeğe daha yakındır hayatın kendisine daha yakın.Hikayede bir gencin 30 yaşlarında bir kadına olan aşk hikayesi anlatılıyor.
DEVAMI İÇİN; TIKLAYINIZ


Sosyal açıdan çökmüş bir toplumda şiddeti zevk unsuru haline getirmiş gençlerin ve suçluların ıslah edilmesi adına devletin uygulamaya çalıştığı yeni bir sistemin deneği kahramanımız.Alex denek olmayı kısa sürede hapisten çıkmak için kabul ediyor.Dışarıda bıraktığı ona göre zevkli hayata dönmeyi umarak.
Ve bundan sonra insanın şiddetinden çok daha büyük etkilere neden olan devletin şiddeti başlıyor.Çeşitli acı süreçlerden geçiyor Alex.

DEVAMI İÇİN; TIKLAYINIZ


Los Amantes Del Circulo Polar/Kutup Çizgisi Aşıkları
Kutup çizgisi aşıkları çocuk yaşta hayatları kesişen Ana ve Otto'nun hikayelerini anlatıyor.Film tesadüflerle bezenmiş.Filmin genel havasında hakim bu.Tesadüflere olan inancımı bu kadar artırması nedeniyle Julio Medem'e kızgınım!Ancak tesadüfler sadece iyi yönlü ilerlemiyor fırsatlar da kaçırılıyor.Bu da filmin gerçek hayata yakınlığını sağlıyor.

DEVAMI İÇİN; TIKLAYINIZ



one flew over the cuckoo's nest - guguk kuşu - 1975 - milos forman

Dünyanın en iyi filmlerinden biri daha.Başta Jack Nicholson'a olmak üzere tüm karakterlere ayrı ayrı hayranlık duyacağınız bir film.O kadar gerçekçi ki sanırım bir akıl hastahanesine gittiğinizde böyle tipler var mı diye etrafınıza bakmanıza neden olabilir.Cezaevinden bir kaçış olarak gördüğü akıl  hastanesine giren Mcmurphy ve yaşadıklarını anlatıyor film.

DEVAMI İÇİN; TIKLAYINIZ


İn the mood for love - 2000 - wong kar wai
Bir şahaser.Şiir gibi bir film.Görüntüler ve müzik o kadar iyi harmanlanmış ki..

Şu an bu film hakkında ne desem az olacak.Ne kadar harika duygular hissettirdiğini aktaramayacağım.

Konuyu sonuna kadar anlatsam da sorun olmaz.Konu değil önemli olan filmde.Müzikler ve görsel olarak aşkı hissettiriyor.Ki bu çok zordur.Ancak bir ustanın elinden çıkmış.Görüntü yönetmeni Christopher Doyle.

DEVAMI İÇİN; TIKLAYINIZ


 Dostluk ve 3 kişilik bir aşk üzerine.Alıştığımızın dışında kadının erkek özgürlüğüne eriştiği film.'Toplum ne der.' diye düşünmediği... Bu yüzden afişte belli belirsiz bir bıyık var.

      Jules ve Jim çok iyi iki dosttur. Jules ilişkiler konusunda şanssız bir Alman iken Jim yakışıklı ve çapkın bir Fransız erkeğidir.Yunanistan'da bir heykel görürler ve bu heykelin yüzündeki ifadeden oldukça etkilenirler.Jules tam da bu heykele benzeyen Catherine ile tanışır.3lü çok iyi anlaşırlar.

DEVAMI İÇİN; TIKLAYINIZ



Fransa'da yeni dalga akımının başlamasına neden olan filmdir.400 Darbe 'okul kırmak' anlamına gelen bir Fransız deyimidir.

François Truffaut'un ilk filmi olmasına rağmen bir başyapıt özelliği taşır.Bunun nedeni şüphesiz ki filmin bir otobiyografi özelliği taşımasıdır.27 yaşında bir gencin elinden çıkmış gibi değil asla çok daha olgun bir yapım ama kendi hayatından izler taşıdığı için duyguyu karşı tarafa bu kadar iyi veriyor.
DEVAMI İÇİN; TIKLAYINIZ


There Will Be Blood / Kan Dökülecek (2007) Paul Thomas Anderson

Öncelikle kitap hakkında bilgi vereceğim.Kitabına aşık oldum.Yazarı Upton Sinclair.Kitabın adı "Oil!" İmdb'de üst sıralarda görünce evde bulunan kitabı okumaya karar vermiştim.Daha sonra kitabı okumamı daha gerekli görmemi sağlayan olay ise çok sevdiğim Kürk Mantolu Madonna kitabının yazarı Sabahattin Ali'nin kitap hakkında 'Bu romanda olanların onda biri doğruysa namuslu insan mutlaka solcu olmalıdır.' sözünü duymam oldu.

Kitap gerçeklere dayanıyor ve 1900lü yılların ilk çeyreğinden geniş bir bilgi sunuyor okuyucularına.1. dünya savaşının bilmediğimiz yönleri,kapitalizmi bütün gerçekçiliğiyle gözler önüne sererken yine kapitalizme karşı şiddetlenen komünizm,bolşevizm ve sosyalizm akımlarını,grev,sınıf ayrımcılığı,para hırsı,sahte peygamberler,sosyete gibi o dönemin tüm sosyo-ekonomik yönlerini bize aktarıyor.Tüm bunları bir baba oğul ilişkisinden yola çıkarak yapıyor.

DEVAMI İÇİN; TIKLAYINIZ


No Country For Old Men / İhtiyarlara Yer Yok (2007) Coen Kardeşler

Kan dökülecek filminden sonra aynı yıl Oscar'a aday gösterilmelerinden dolayı sıkça karşılaştırılan İhtiyarlara Yer Yok yani özgün adı ile No Country For Old Men'i izledim.Konusu wikipedia kaynaklı olarak kısaca şöyle:

Llewellyn Moss (Josh Brolin) geyik avında olduğu bir gün, Meksika yakınlarında bir uyuşturucu pazarlığının bol kanlı sonuyla karşılaşır. Sadece parayı alıp giden Moss yaralı olan birine su vermek amacıyla gece yarısı olay yerine döner, ancak bu niyeti başını derde sokacak ve Anton Chigurh (Javier Bardem) ile tanışmasına neden olacaktır.

DEVAMI İÇİN; TIKLAYINIZ
Filmimiz Romada geçer ve Romadan güzel sahneler vardır.İçinde eleştiri olan filmler her zaman kendi döneminden daha uzun süre varlığını sürdürmüştür.Burada da Fellini'nin medya ve yüksek sosyoteye bir eleştirisi var.Ahlaki değerlerin kayboluşunu gözler önüne seren bir başyapıt.
DEVAMI İÇİN; TIKLAYINIZ



The double/ Öteki


Yönetmen:  Richard  Ayoade
Tür: Dram,Gerilim
Yapım: 2013
İmdb : 6,9


Beni çok etkileyen bir yapım. Dostoyevsky'nin aynı adı taşıyan romanından uyarlanmış.

Yalnızlığı bu kadar iyi yansıtan filmler ile çok fazla karşılaşamıyoruz ne yazık ki.Sıkıcı olacağı için büyük bir ihtimalle.-Her filmine selam olsun.- Ki yalnızlık problemi en çok işlenilmesi gereken konulardan biri aslında.

Simon 7 yıldır çalıştığı iş yerinde tanınmayan sevilmeyen,insanların 'Kendini neden öldürmüyorsun?' hakaretlerine sık sık  maruz kalan,içe dönük,kendini yalnızlığa hükmetmiş iş ve ev arasındaki tek eğlencesinin karşı apartmanda oturan kızı izlemek olan bir genç.




Hoşlandığı kızla küçük de olsa bir yakınlık kurmuşken işe tam da kendisinin fiziken aynısı olan James gelir.Ve James girişken özgüveni yerinde biridir.İş yerinde kısa sürede sevilirken Simon ile de yakınlık kurar.Ancak zamanla Simon'un hayatındaki her şeyi almaya çalışır.Ki o zamana kadar "pinokyo'nun" hayatında hiçbir güzellik ve özellik olmadığına yemin edebilirdiniz.Ancak tamamen boş olmadığını böylece anlıyoruz.

Kişinin kendisi ile dış görünüş olarak aynı ancak karakter olarak tamamen farklı bir kişinin varlığına inanması söz konusu filmde.Başrol oyuncusu bunu o kadar iyi yansıtıyor ki James ve Simon'u-kendisinin oynamasına rağmen  her an kim olduklarını anlayabiliyorsunuz ve birbirine karıştırmıyorsunuz.Bunun nedeni birinin tamamen öz güvensiz konuşma ve hareketlere sahip olması iken diğerinin bunun tam tersine kendini beğenmiş,insanlar tarafından yüceltilen bir karakterde olması.



Olayların hangi zaman diliminde geçtiği belli değil.Geçmiş bir zamanı mı anlatıyor yoksa gelecek zamanı mı bilemiyorsunuz.Toplumsal bir eleştiri yer alıyor.Zayıf insanların sürekli daha da ezildiği bir dünya bize çok da uzak değil ne yazık ki.

Farklı bir yapılanma var.İnsanlar hücre misali tek odalı berbat evlerde yaşıyor.Pek düşünmüyorlar.Hayatları iş ve televizyon arasında bir monotonlukta gidip geliyor.

Filmde girişken olmanın,kendini olduğundan daha değişik gösterenin her zaman kazanacağını görüyoruz.Toplumun istediği gibi bir birey olursan ancak o zaman onlar tarafından kabul edilebileceğini gösteriyor.Pinokyo benzetmesi gayet yerinde olmuş.


Film sizi sarmalıyor adeta.Kesinlikle komplike olaylar karşısında şaşırarak ne olacağını kestiremeyerek izliyorsunuz.

Karakterlerden Simon'a kendimi daha yakın hissettim.Ayakkabı sahnesi oldukça etkileyiciydi.

Müzikler daha iyi olamazdı.İnanılmaz yakışıyordu.Çekim kalitesi olarak yine tam not alır.Çok farklı bir büyüsü vardı.İyi bir gerilim havası yaratıyor.İmdb puanı düşük bence.Ancak buna aldırmadan izlemenizi tavsiye ederim.

Görseller: 1 2 3 4

17 Temmuz 2014 Perşembe

İda (2013)


Yönetmen:  Pawel Pawlikowski
Tür: Dram
Yapım: 2013,Polonya
İmdb : 7,6

   1962 yıllının Polonyasında geçen film rahibelik yemini etmeden önce yaşayan son akrabası ile yani teyzesi ile vedalaşmak için gelen Anna'nın öyküsünü anlatıyor.Teyzesinden yahudi olduğunu ve aslında isminin İda olduğunu öğrenir.Bu şokun üstüne teyzesi ile birlikte ailesinin mezarlarının izini sürmeye başlarlar.Film burada bir yol filmi havasına bürünür.Özellikle bu araba yolculuklarında birbirlerini daha iyi tanıyorlar.





En dikkat çekici olan özellik farklı bir ikili oluşturmaları ve kişiliklerinin çok farklı olması.Teyzesi ünlü bir savcı ve özgür bir kadın iken İda o zamana kadar neyi kabul etmesi gerektiği başkaları tarafından belirlenen bir genç kız.Yani iki farklı hayata konuk oluyoruz.
Bu yolculuklar sırasında ailesinin nazi döneminde yahudi olmalarından dolayı katlediklerini öğrenirler.Tek istedikleri ise onları son yolculuğuna layıkıyla uğurlamaktır.Nereye gömüldüklerini bulmak bundan sonraki ilk hedefleridir.


Bu olaylar gizemini sürdürürken İda'nın dış dünyayla ilk karşılaşması konusu da işlenir.Manastırdan ilk defa çıkmasından dolayı teyzesinin söylediği 'Denemeniz gerek yoksa bu yeminlerinizin ne tür bir fedakarlık olduğunu anlayamazsınız.' sözünü İda dinleyecek mi dinlemeyecek mi merak uyandırıyor.Bu filmin kilit repliği bence.

Gizemli bir havası olduğu söylenebilir.İnsanların hayatlarında ne olacağı,hangi yolları tercih edecekleri yönünden bakıldığında zaten gerçek hayatın da  büyük bir gizem olduğunu ve filmin tamamen gerçek hayatın bu gizemli havasından bir kesit sunduğunu belirtelim.

Müzikler tamamen o dönemin izlerini taşıyor.Ayrıca siyahbeyaz görüntüyle bu desteklenmiş.Görsel açıdan bakarsak kesinlikle 60lı yıllarda çekiliyormuş hissiyatı veriyor.Caz türünün yanında yine o dönemin marşları da yer alıyor.Özellikle caz böyle düşük tempolu bir filmde içimizi ısıtan birkaç unsurdan biri olma özelliği taşıyor.



Ayrıca sabit kamera tekniğinden dolayı her bir sahne yine bir fotoğraf albümüne bakıyormuşsunuz hissiyatı var.

Yönetmen filmde direk olarak bir savaş veya rejim eleştirisi yapmadığını ve ulaşmak istediğinin hayatı bütün halleriyle huzur arayışı da dahil olmak üzere gösterebilmek olduğunu ifade etmiş.Gerçekten o huzur arayışını hissediyorsunuz.İda ve teyzesi bir şekilde deneye deneye huzuru buluyor. 

Çok fazla yorumda bahsedildiği gibi bir duygu sömürüsü de içermiyor.Savaş,katliam zaten başlı başına korkunç olaylar.Bu acılarını filme dökmenin bence hiçbir sakıncası yok.Yoksa seslerini daha iyi nasıl duyurabilirlerdi.Zira Schindler's List filmi en sevdiklerimdendir hayatımda izlediğim en iyi dramdır.İyi ki de yapılmış.Çeşitli sitelerde gördüğüm bu film üzerinden yahudilere olan nefret söylemleri sinirimi bozdu.Bu yüzden bunları da eklemek istedim.





Şok edici bir sahnesi var sadece onun için bile izlenebilir.Bir huzura eriş sahnesi...

Çok fazla ödül alan bu filmi özellikle sanat filmi sevenlere önerebilirim.Aksi halde sıkılabilirsiniz.





1  5

11 Temmuz 2014 Cuma

2 film hakkında: Dangerous Liaisons ve Black (2005)


Tehlikeli ilişkiler/Dangerous Liaisons

Michelle Pfeiffer,John Malkovich,Gleen Close ayrıca genç halleriyle Uma Thurman ve Keanu Reeves rol alıyor.Orta çağ döneminde geçiyor.Hırslı,kibirli,tutkulu bir kadın-erkek ilişkisine tanık oluyorsunuz.Komplike olaylar karşısında şaşırıyorsunuz.Kendini kanıtlamak adına neleri harcadıkları bir kenara dursun tüm bu kötülüğün içinde gerçek bir aşk hikayesini de  buluyorsunuz.
























Fotoğraflardan bu başyapıtın nasıl muazzam bir görselliğe sahip olduğunu anladığınızı düşünüyorum.Filmi izlerlken de bir fotoğraf karesine bakıyormuşsunuz hissiyatı yaşatıyor her an.Harika oyunculuklar,harika kostümler ve mekanlar var.Diyaloglar da hatırlanmaya değer.Baştan sona kadar saran,konu bütünlüğünü asla bozmayan,sıkmayan,çok uğraşılmış özenli bir film kesinlikle.Keşke daha uzun olsaydı.Kitabının ününü duydum.Ve kenara not aldım bile.




Black (2005)

Bollywood filmleri pek benlik değildir.Çok uzundurlar abartılıdırlar.Ancak bu film bir başka.Evet yine de uzun ancak iyi diyaloglar iyi bir konuyla diğerlerinden ayrılıyor benim için.Daha fazla etkilendiğim filmler olmadı değil.Ancak kör ve sağır olmanın nasıl olacağını bu kadar iyi yansıtan bir film daha olabilir mi bilmem.Karanlıktan aydınlığa çıkmanın o zorlu yolunu anlatıyor.Öğretmenlerin gerçekten değerlli olduklarını.Ancak biraz depresif.Filmde küçük kızın müthiş oyunculuğunu görmeniz lazım.Belki de sadece o oyunculuk için bile izlenebilir.

25 Mayıs 2014 Pazar

Jules et Jim/Unutulmayan Sevgili

Yönetmen:  François Truffaut
Tür: Dram,Romantik
Yapım: 1962,Fransa
İmdb : 7,9

      Dostluk ve 3 kişilik bir aşk üzerine.Alıştığımızın dışında kadının erkek özgürlüğüne eriştiği film.'Toplum ne der.' diye düşünmediği... Bu yüzden afişte belli belirsiz bir bıyık var.

      Jules ve Jim çok iyi iki dosttur. Jules ilişkiler konusunda şanssız bir Alman iken Jim yakışıklı ve çapkın bir Fransız erkeğidir.Yunanistan'da bir heykel görürler ve bu heykelin yüzündeki ifadeden oldukça etkilenirler.Jules tam da bu heykele benzeyen Catherine ile tanışır.3lü çok iyi anlaşırlar.


         Karakterlere baktığımızda Jim ve Catherine'in hayat görüşlerinin birbirine benzer olduğunu görüyoruz.Maceralara oldukça açıklar.Ancak Jules hayata daha sıradan bir açıdan bakıyor.Herkesten uzak sevdiğin kadın ve çocuğunla oluşturduğun bir hayat ona daha cazip geliyor.Catherine'in yıllardır beklediği kadın olduğunu düşünüyor.Bu yüzden evlenme teklif etmek istiyor.

        Beni çok etkileyen bir sahnesi var.İki dost yolda kadınlar hakkında konuşurlarken Jules ''Bir çiftin hayatında önemli olan, kadının sadakatidir.Erkeğinki ikincildir.Kadın doğaldır, yani korkunçtur" der.Ve Catherine 'İkiniz de aptalsınız.' diyerek kendini suya atar.Bu sahne bir fotoğraf karesi gibidir.Ve yine bu sahne Catherine'in hayat görüşü hakkında ve gelecekte olacaklar hakkında büyük bir ipucu verir.Jules çok büyük konuşur.

        Bu arada 1. Dünya Savaşı patlak verir.İki dostun en büyük korkuları savaşta karşı karşıya gelip bilmeksizin birbirlerini öldürmeleridir.Bu uzunca görüşemedikleri sırada Jules ve Catherine evlenirler ve bir de kız çocukları olur.

       Catherine ilk etapta kadının karşı koyamadığı iç güdülerinin getirmiş olduğu bir aile kurma düşüncesiyle ve ya ilk Jules ile tanışması nedeniyle sadık olanı -Jules'i- seçer.Ancak zamanla çocuğu ve eşiyle olan bu sade hayat hoşuna gitmez.Ve gençliğindeki özgür hayatına özlem çeker.Sürekli eşini ve çocuğunu bırakıp evden ayrılır.Hatta başka bir erkekle bile olur.Bunu da Jules'in yaptığı en küçük bi hatanın bile karşılığı olarak görür.Jules karşılıksız bir aşkla severken Catherine aşkı arayan,aşkı kendi için yaratan bir kadın.Çeşitli kurallar ile yaşıyor aşkı.



      Bu olaylar devam ederken Jules ve Jim karşılaşır.Hikaye 3 kişilik bir aşka dönüşür.Bu serüvende zedelenmeyen tek şey Jules ve Jim'in dostluklarıdır.Filmin adı belki tam da bu sebepten bu şekilde.
Ve olaylar giderek karmaşıklaşır.

      Filmde Truffaut'ın dehası nedeniyle asla kimseyi yargılayamıyorsunuz.Ne yaparsa yapsınlar.Gerçek hayatta Catherine ile karşılaşsaydınız onun sadece hatalarını görürdünüz diyor yönetmen.Ancak filmde Catherine'i anlamaya çalışıyorsunuz.Ön yargılarımızı kullandırmıyor yönetmen bizlere.Bunun nedeni de 3 karakterin de kim olduklarının iyi anlaşılması.Dışarıdan bir kişi gözüyle değil de 'Catherine'i bilmez misin?Böyledir.' demenizi sağlayacak şekilde kendinizi onlara yakın hissediyorsunuz.Belki de bu yüzden yönetmenin dışarıdaki insanların düşüncelerine yer vermeyişi.

       Bazı sahnelerin dondurulması tekniği -400 darbede de olduğu gibi- konusuna gelirsek Truffaut röportajında bu hikayenin 50 yıl önce -1910'lar- geçmesi dolayısıyla yakın çekim kullanmayıp genelde tam boy görüntü vermeye çalıştığını ve bununla birlikte filmin eski bir fotoğraf albümü havasında olmasını istediğini belirtmiş.

Filmin sonunda şaşıracaksınız.Ama daha iyi bir son düşünülemezdi sanırım.

Şu şarkıyı da dinleyip Fransızcaya bir kez daha aşık olalım.

Görseller: 1 2 3

18 Mart 2014 Salı

.

Yaşadığımız anı çok güzel bir şekilde özetliyor.
Carnivàle 2. sezondan


6 Mart 2014 Perşembe

Dallas Buyers Club/Sınırsızlar Kulübü

Yönetmen:  Jean-Marc Vallee
Tür: Dram,Biyografi
Yapım: 2013,ABD
İmdb : 8.0

Aids olduğunu ve 30 günlük ömrünün kaldığını öğrenen bir adamın gerçek hayat hikayesini anlatıyor.Tabii böyle söyleyince çok basit Türk filmi tadında bir film gibi geliyor.Asla öyle değil.

Konu olarak geniş bir alana değinen ve ders veren niteliğe sahip.Aids,sağlık kurumlarındaki yanlışlar,hukuk,homofobi,toplum gibi konular.Tabi bu kadar çok konuyu işleyince hepsini derinden anlatamıyor.Ancak tamamen yüzeysel de bırakmıyor.

Toplum yine çok acımasız buna rağmen umudunu kaybetmeyen ve kendini geliştiren insanları görmek çok büyük bir mutluluk kaynağı.Hastalıkla birlikte o psikolojinin getirdiği bir şey mi bilmem ama ahlaki anlamda da Ron Woodroof kendini çok geliştiriyor.

Bunun dışında duygusallığı da dozunda veriyor.Bu benim için bir filmde olması gereken önemli konulardandır.Zaten mükemmel oyuncular yeterince duyguyu size veriyor.Hak ederek her iki erkek oyuncu da Oscar aldı.

Jared Leto inanılmaz zayıflamış,ilk sahnesinde değişimine çok şaşırdım.Harika bir oyunculuk sergiliyor.Ayrıca makyajlar da çok iyiydi.

Müzik konusunda eksikti sanki.Sistem ve toplum eleştirilerini içinde barındıran bu harika filmi izleyin derim.
images,images