20 Ağustos 2014 Çarşamba

La Science Des Reves/Rüya Bilmecesi (2006)


Yönetmen Michel Gondry
Tür:  Komedi,Dram,Fantastik
Yapım: 2006
İmdb : 7,4

Rüya alemi ile ilgili daha önce bu kadar eğlenceli bir film izlememiştim sanırım.Ki rüya temalı birçok film izledim.Bununla ilgili bir tema yazısı gelecek.Diğer bir tema yazım için; En sevdiğim 6 intikam temalı film

Eternal Sunshine of the Spotless Mind/Sil Baştan filmi ile orijinal bir ayrılık konusuna yer veren ve romantik bir hikayeye imza atmış olan Gondry bu kez bizleri rüyaları ile başı belada olan Stephane'ın öyküsü ile tanıştırıyor.Yine hayal gücümüzün sınırlarını zorluyor.Başrolde Ameros Perros/Paramparça 'Aşklar-Köpekler' filminden aşina olduğumuz Gael Garcia Bernal oynuyor.Bu kadar tatlı bir adam olduğunu bilmiyordum.

Filmde annesinin kendisine iyi bir iş bulduğunu söyleyerek kandırması sonucu Fransaya gelen grafik tasarımcı Stephane'ın işinin aslında etiket yapıştırmadan ibaret olduğunu öğrenince haklı olarak hayal kırıklığına uğruyor..Kapı komşusu Stephanie ise tam bu zamanlarda taşınır.

İlk olarak bizi Stephane tv ile karşılıyor.Yumurta kaplarından oluşmuş duvarlar ve kartondan kameralar ile çekilen bu programda rüyaların yapılışının tarifini veriyor.

          "Bu gece size rüyaların hazırlanışını göstereceğim.Herkes bunun basit bir iş olduğunu düşünür ama zannettiklerinden biraz daha karmaşıktır.Gördüğünüz gibi önemli olan, pek çok malzemenin hassas bir şekilde kullanılmasıdır.Önce rastgele düşünceler koyuyoruz.Sonra yaşadığımız günden kalan birkaç parça ekliyoruz ve bunları geçmişten yadigar kalan anılarımızla karıştırıyoruz.İki kişilik hazırlıyoruz.Aşk,arkadaşlık,ilişkiler vazgeçilmez baharatlar,gün içinde duyduğumuz şarkılar , gördüklerimiz.İşte başlıyor..."

Coşkulu bir girişi var ama bu programda ne olduğunu anlamıyorsunuz.Hiç konuyu okumamışsanız geçerli bu tabii.Ancak bir gülümsemeyle ve şaşkınlık haliyle izlemeye devam ediyorsunuz.Çok geçmeden bu programın Stephane'in rüyalarından birinde gerçekleştiğini anlıyorsunuz.

Rüyalarıyla baş edemeyen ve gerçek hayatla rüya alemini birbirine karıştıran bir genç var.İlk yarıda oldukça eğlenceli ilerliyor.Komedi unsurları daha fazla iken ikinci yarıda romantizm ve hüzün dozu arttırılıyor.
Rüyaların anlamsız karışık yapısı çok güzel yansıtılmış.Bazen depresif bazen ise gerçek hayatta bulamayacağın kadar keyif verici veya endişe verici yani rüyaların tüm gerçekçiliği ile ele alındığını görüyoruz.Stephane rüyalarında istediği kişiyi görebiliyor bir dereceye kadar rüyalarına hakim olabiliyordu. Ancak belki de en ünlü rüya temalı filmlerden olan İnception'da karşılaştığımız gibi bilinç altı ve vicdan rüyaların gidişatını değiştirebiliyor.Rüya bilmecesinde de duyguların rüyayı çok farklı yönlere çevirdiklerini ve çok rahatsız bir hale dönüştürmesi hüzün dozunu artıran bir unsur.

En güzel sahnelerinden biri 1 saniyelik zaman makinesi sahnesi idi.Ve bunun gibi değişik icatlar yapıyordu.Çok tatlı bir film gerçekten.Rüyasında telefonla konuşarak stephanie'yi rüyasına ortak edebilmesi diğer aklımda kalan güzelliklerden.Hatta burada bu bahsettiğim zaman makinesini çalıştırarak bir nehrin akışını terse çevirebiliyordu.Çünkü hayallerimizi en kolay yoldan gerçekleştiğimiz belki de tek yerdir rüyalar.
Rüya bilmecesinde her türlü sahne deyim yerindeyse el emeğiyle oluşturulmuş.Kartondan arabalar ve kameralar,pamuktan bulutlar,şeker poşetlerinden deniz ve su etkisi gibi yine çok şeker unsurlar vardı.Görsel olarak tatmin edici idi.Bir masalın içinde bir insanın hayal dünyasında olduğunuzu hissediyorsunuz.Ayrıca görsel efekt kullanılmadan yapılması hayranlık uyandırıcı.Müzik seçimleri de çok başarılıydı.


Beni çok çok etkiledi.Rüya alemine bayılan biriyim.Nerede nasıl olacağınızı bilmeden gerçek hayattan kaçabildiğimiz ve şaşırtıcı ögeler bulunan tek yer rüyalarımız.Tekrar tekrar izlenebilecek filmler listeme girdi çünkü her izleyişinizde farklı anlamlar bulabileceğime ve eğleneceğime inanıyorum.

Stephanie karakterine Stephan kadar tatlı birini bulabilirlermiş diye düşünüyorum.Tek eksisi bu olabilir.Charlotte Gainsbourg bana her zaman itici gelmiştir.

İnception ve felsefi ögelerin ağır bastığı Waking Life filmlerine daha eğlenceli bir alternatif olduğunu düşünüyorum.

1 2

16 Ağustos 2014 Cumartesi

The Innocents/Masumlar (1961)


Yönetmen:  Jack Clayton
Tür:  Korku
Yapım: 1961
İmdb : 7,9

Bugün çok fazla bilinmediğini düşündüğüm tam bir psikolojik gerilim filmi olan The İnnocents hakkında birkaç kelam edeceğim.Öncellikle Henry James'in The Turn Of The Screw (Yürek Burgusu) adlı romanından uyarlanmış.Ayrıca belirtmek isterim ki en iyi uyarlama senaryo ve en iyi ingiliz filmi kategorilerinde Bafta ödülünün sahibi.Ben Martin Scorsese'un en beğendiği 11 korku filmi listesinde görüp izlemeye karar verdim.

Kraliçe Victoria İngilteresi'nde geçen filmde bir papazın kızı olan Bayan Giddens deneyimsiz olmasına rağmen iki yetim ve öksüz çocuğa dadılık yapması için amcaları tarafından teklif alır.Londra'nın dışında Gotik Bly House'da dadılık görevine başlar.Ev çok büyük,ıssız ancak doğanın bütün güzelliğini gösterdiği yerdedir.Her şey düzgünken geçen sene dadılarının intihar ettiğini ve ondan birkaç ay kadar önce de diğer bir uşağın öldüğünü öğrenir ve bunu araştırmaya başlar.İşler bundan sonra iyice karışır.

Konu anlatımı olarak başarılı buldum.Başları yavaş ilerlese de aralara gerilim ve korku ögelerinin serpiştirilmesi ile sizin için film bir gizeme dönüşüyor.Bu belirsizliği çeşitli teoriler ile çözmeye çalışsanız da filmin gerçeğine pek yaklaşmıyor.Ayrıca diyaloglar oldukça zekice oluşturulmuş.
Dış çekim görüntüleri enfes.Kamera açıları da çekim yılına göre başarılı.The Others'ı etkilediği aşikar.Onu seven bu filmi de sever.

Rosemary's Baby'de karşımıza çıkan kadın sesi ile gerilim sağlama etkisi burada küçük bir kız tarafından sağlanıyor.İlk dakikalarda küçük kızdan bu şarkıyı dinlediğinizde iyi bir film izleyeceğinizi anlıyorsunuz.Bunun dışında çığlık sahneleri sinir bozucu ve geriyor.Ayrıca vurucu bir sonu olduğu söylenebilir.



Çocuklar özellikle Miles karakteri çok iyi bir oyunculuk sergilemiş.Bu yaşta bu yetenek harika.

Bu filmin öncesinde olan olayları anlatan 1971 yapımı The Nightcomers filmini de izleyeceğim.

15 Ağustos 2014 Cuma

En Sevdiğim 6 İntikam Temalı Film





Kill BillVol. 1 (2003) - Vol. 2 (2004)

Quentin Tarantino İmdb: 8,2

İkisini birbirinden ayrı düşünemezdim zaten.Tek film olacakken çeşitli engeller sonucunda Tarantino'nun iki kısıma ayırdığı bu şaheser benim için en iyi intikam filmlerinde 1. sırada.Ben dövüş sahnelerinin çoğunlukta olduğu filmlerden pek haz etmem.Ancak bu başka.Anime görüntüler eşliğinde ve harika müzik seçimleri ile birleştirilmiş gerilimi sonuna kadar sürdüren bu filmi defalarca izledim yüzlerce kez daha izleyebilirim.3. film de çekilse keşke.Bazı dedikodular dönüyor hatta imdb sayfası da var ama Tarantino çekmeyeceğini söylemiş.Bilemiyorum.



Oldeuboi (2003) / İhtiyar Delikanlı

Chan-wook Park İmdb: 8,4

Şaşırtıcı sonuyla en sevdiğim filmlerden kesinlikle.Ancak sadece sonu değil film genel olarak gerçekten çok başarılı.Cinneti kesinlikle hissediyorsunuz.Birçoklarına rahatsız edici gelebilir.Ancak ben bayılmıştım.İntikam temalı film listelerinde en üst sıralarda olan bu filmi izlemenizi öneririm.














Taxi Driver (1976) 

Martin Scorsese İmdb: 8,4

Bu sefer belirli bir kişiye karşı değil toplumda yer alan çarpık sisteme karşı intikam alan bir taksi sürücüsünü izliyoruz.Yönetmen Martin Scorsese izlediğimiz ise Rober de Niro'nun en harika halleri olunca büyük bir haz verdiği kesin.






 Kokuhaku (2010) / İtiraf

Tetsuya Nakashima İmdb: 7,9

Öğretmen öğrenci ilişkilerine farklı bir açıdan bakan bu şöleni en az 3 kere izlemişimdir.Her karakterin itiraflarından oluşan ve bölüm bölüm ayrılan bu film inanılmaz bir kurguya sahip.Çok farklı gri bir havası var.Geniş bir incelemesini yapmak istiyorum bu yüzden fazla uzatmayacağım.Mutlaka ama mutlaka izlemelisiniz.


La Piel Que Habito (2011) / İçinde Yaşadığım Deri

Pedro Almadovar  İmdb: 7,6

Bu filmi herhangi bir yorum okumadan izlemeli.Çünkü yazılanlar filmin tüm sürprizini kaçırabilir.Sonu çok şaşırtıcı ve yine farklı bir intikam hikayesi.






















Leon : The Proffesional (1994)/ Sevginin Gücü 

Luc Besson İmdb: 8,6

Nasıl unuttum ben inanamıyorum.En sevdiklerimdendir halbuki.En iyi intikam temalı filmlerdendir.Herkes bildiğine göre konusunu bile anlatmıyorum.Bir daha bir daha izleyeceğiz.

14 Ağustos 2014 Perşembe

No Country For Old Men/İhtiyarlara yer yok (2007)


Yönetmen:  Ethan Coen,Joel Coen
Tür:  Suç,Dram,Gerilim
Yapım: 2007
İmdb : 8,2

Kan dökülecek filminden sonra aynı yıl Oscar'a aday gösterilmelerinden dolayı sıkça karşılaştırılan İhtiyarlara Yer Yok yani özgün adı ile No Country For Old Men'i izledim.Konusu wikipedia kaynaklı olarak kısaca şöyle:

Llewellyn Moss (Josh Brolin) geyik avında olduğu bir gün, Meksika yakınlarında bir uyuşturucu pazarlığının bol kanlı sonuyla karşılaşır. Sadece parayı alıp giden Moss yaralı olan birine su vermek amacıyla gece yarısı olay yerine döner, ancak bu niyeti başını derde sokacak ve Anton Chigurh (Javier Bardem) ile tanışmasına neden olacaktır.

Cormac Mccarthy'nin aynı adı taşıyan romanından uyarlanmış.Kitaptan hiçbir değişiklik yapılmaması  There Will be Blood filmine gör bir adım öne geçiriyor.Hayal kırıklığı yaratmaması açısından.Bu filmin daha iyi bir uyarlama olduğunu gösteriyor.

Başlarda bir belirsizlik hakim.Bu uyuşturucu parası kime ait gibi sorular yer alıyor.Yine film boyunca gizem hakim olsa da kafamızdaki çoğu soru işareti cevaplanıyor.Ayrıca soldaki fotoğrafta gördüğünüz gibi çöl görüntüleri enfes.



Amerikan korku filmlerinden çok farklı bir yapıya sahip.Müziklerle veya görsel efektlerle gerilim etkisi oluşturulmuyor.Bunlar olmadan da iyi bir gerilim filmi demek ki yapılabilirmiş.Tersine oldukça yavaş ilerliyor.Bir katil filmi olması nedeniyle epeyce kan dökülüyor.Hatta görüntüler gerçekten çok etkiliyor.Ben bayılarak izledim.

Diğer bir konu ise inanılmaz diyalogları var.Bu filmi tekrar tekrar izlememe neden olacak ilk neden.

Müzik yok filmde.Konu oldukça ilgi çekici zaten.En gerilimli sahnede bile müziğe başvurmamış Coen kardeşler.Ben görüntülerle müzik uyumunu çok beğenirim ancak burada müzik eksikliğini hiç hissetmedim.Hatta okumasam müziksiz olduğunu asla bilmeyecektim.Yani müzik eksikliği sizi sıkmıyor ve gerilim anlarının dozunu da asla düşürmüyor.

Filmin sonunda 'E şimdi ne oldu?' diye düşünenler çoğunluktaymışBende düşündüm çünkü alışmışım can alıcı sonlara ancak filmin adından da gayet anlaşılıyor.Ve belirli bir-klişe- sonla biteceğine tadında bırakmanın en doğrusu olduğunu düşündüm.Aynı yıl yapılan ve oscar için yarışan diğer bir film olan There will be blood'un sonunun fazla zorlama olması gibi.Akademi de There will be blood'un sonunu abartı görmüş demek ki.Sonuçta dünyadaki tek suçlu chigurh değil ve filmin sonunda onun ölmesiyle veya şerif tarafından hapse atılmasıyla dünyadaki tüm suçlar bitip dünya gül bahçesine dönmeyecek.Emekli olması hayattan bir şeyleri değiştiremeyecek olmasından kaynaklı.filmde de geçen bir diyalogda olduğu gibi Değiştirebileceğini düşünse bu kibirlilikten öteye gidemezdi.Seyirciyi sevindirmeye çalışmıyor.Mantıklı sınırlar içerisinde kalıyor.

Film gerçekten gerilim ve gizem ögelerini harika bir şekilde hissettiriyor.Ancak katilin neden öldürdüğünü pek anlamıyorsunuz.Hastalıklı bir insanı anlamak kolay değil tabiki.Chigurh bunun nedenini prensiplerinin olmasına bağlıyor.Kim aklına getirebilirdi ki? Soru işareti bırakan diğer bir konu katilin gözlerinde neden yaş olduğuydu.Ancak tam olarak diğer izleyişlerimde veya planladığım gibi kitabını okuduğumda tüm bunları bir mantık çerçevesine oturtabilirim diye düşünüyorum.


Ben izlerken iyi vakit geçirdim.Diyaloglar ironi içeriyordu.Ve gülümsetiyordu.Farklı bir seri katil filmi izlemek isteyenlere öneririm.


31 Temmuz 2014 Perşembe

Okudum,İzledim,İnceliyorum : Oil! / There Will Be Blood (Kan Dökülecek)


Yönetmen:  Paul Thomas Anderson
Tür: Dram
Yapım: 2007
İmdb : 8,1

Öncelikle kitap hakkında bilgi vereceğim.Kitabına aşık oldum.Yazarı Upton Sinclair.Kitabın adı "Oil!" İmdb'de üst sıralarda görünce evde bulunan kitabı okumaya karar vermiştim.Daha sonra kitabı okumamı daha gerekli görmemi sağlayan olay ise çok sevdiğim Kürk Mantolu Madonna kitabının yazarı Sabahattin Ali'nin kitap hakkında 'Bu romanda olanların onda biri doğruysa namuslu insan mutlaka solcu olmalıdır.' sözünü duymam oldu.

Kitap gerçeklere dayanıyor ve 1900lü yılların ilk çeyreğinden geniş bir bilgi sunuyor okuyucularına.1. dünya savaşının bilmediğimiz yönleri,kapitalizmi bütün gerçekçiliğiyle gözler önüne sererken yine kapitalizme karşı şiddetlenen komünizm,bolşevizm ve sosyalizm akımlarını,grev,sınıf ayrımcılığı,para hırsı,sahte peygamberler,sosyete gibi o dönemin tüm sosyo-ekonomik yönlerini bize aktarıyor.Tüm bunları bir baba oğul ilişkisinden yola çıkarak yapıyor.

Dünyaya para sahiplerinin hükmettiği,demokrasinin geçerli olmadığını,seçimlerde bile büyük bir etkilerinin olduğuna şahit oluyoruz.İşçi sınıfının sürekli ezildiği ve kötü şartlara sahip olduklarını ancak güç sahiplerinin git gide onları daha da dibe ittiğini sinirlerimiz bozularak okuyoruz.





Ancak film tek bir mesaj üzerine gidiyor ; Hırs.En büyük gücün kendilerinde olmasını isteyen iki kişi yer alıyor.Biri dini kullanarak bunu yapmaya çalışan sahte bir peygamber -Eli- diğeri ise bir petrol patronu olan Daniel.Ancak filmle kitabın belki çok çok uzaktan alakası var denilebilinir.Bazı isimler bakımından benzeşiyor.Ancak kitabın baş karakterlerinin bile ismi aynı değil.Kitapta Bunny'nin-filmde H.W- yaptıkları oldukça etkileyici.Filmde ise H.W tamamen arka planda.Bu sadece 'hırs' üzerine gidildiği için belki de.Ayrıca kitap o kadar geniş konuya değinmesine rağmen filmdeki kadar agresif değil kesinlikle.Olanlar tüm gerçekçiliğiyle okuyucularına aktarılırken abartılarak anlatılmıyor.Bu da filme göre kitabın en az düzeyde agresiflik taşımasına neden oluyor.Ayrıca baba karakteri tamamen ayrı.Kitaptaki baba karakteri de para hırsıyla yaşayan bir adam ancak oğluna karşı tavırları bakımından tamamen ayrı.Yani kitapla film arasında güçlü bir bağ kurulmuyor.Bu da kitabı okuyanları hayal kırıklığına sürüklüyor.

Film kötü değil tersine gayet iyi bir yapım.Kitapla alakası olmaması ne yazık.Umarım bu harika kitabın daha iyi bir uyarlaması yapılır.Açıkçası baya baya hayal kırıklığına uğradım.Çünkü imdb'de üst sıralarda olması beni yanılttı.Oyunculuklar içe işliyor.Müzikler de iyi.Bu filmi değerli kılan oyunculuklar olmuş.Ne diyaloglar ne de konu değil kesinlikle o harika oyunculuklar.Daniel Day-Lewis bu rolüyle oscar almış zaten.Paul Dano inanılmaz.
Sıkıcı olduğunu düşünmüyorum hatta o oyunculukları uzun süre izlesen bile sıkmaz.Bazı sahneler akılda kalıcıydı.Ayin sahneleri özellikle.Filmin sonu hiç olmamıştı.Zorlama olmuştu.Oyunculuklar bakımından hiçbir aşırılık yoktu.Resmen rolü yaşıyorlardı.Ne harika diyebiliyorum ne de vasat.Zor yani.Belki kitabı hiç okumamış olsam bayılacaktım.Bilemiyorum.Sanki hırs abartılmıştı.

Bir diğer kazanımım kitabı okurken pek gözümde canlandıramadığım petrol çıkarma sahnelerini izlemiş olmam olabilir.Ki bu sahneleri belgesel tadında bulanlar genelde hoşlanmamış.Ama ben bayıldım.Çalışma koşulların ne kadar zor ve pis olduğunu gördük.İnsan hayatının ucuzluğuna bir kez daha şahit olduk.

Demem o ki kitap için puanım 10 üzerinden 10 iken film için 8 puan verebilirim.

Önce kitabı okumanız sizin yararınıza olacaktır.Kesinlikle insanın hayata karşı bakışını değiştiren bir kitap.

Görseller: 1 2 3 4 5 6

Daha önce okudum,izledim,inceliyorum bölümünde konuk olan bir diğer kitap-film: A clockwork Orange/Otomatik Portakal

28 Temmuz 2014 Pazartesi

"Ölmeden önce izlenmesi gereken 555 film" Listesi İncelemesi

 Ntv'nin yayınladığı ölmeden önce izlenmesi gereken 555 film listesini takip ediyorum çünkü buradan izlediğim filmlerden büyük bir tat alıyorum.Keşke izlemeseydim demiyorum hiçbiri için.Bence önemli olan bu zira nefret ediyorum kötü film izlemekten.Bahsettiğim listeden şimdiye kadar izlediklerim ve incelemesini yaptığım 12 tane film var.Bunları göstereceğim.

İzlediklerim ve incelemesi yapılanlar;



 1957 yılında çekilmiş,siyah beyaz ve tek bir odada sadece diyaloglardan oluşan bir film düşünün.Kulağa ne kadar sıkıcı geliyor öyle değil mi?Ama kesinlikle öyle değil.

      Film hayat dersi veriyor.Aklınızda çeşitli sorular beliriyor.Senaryonun içerisinde buluyorsunuz kendinizi.Bir an bir jüri üyesini savunuyor sonra bir diğerini bir de bakmışsınız ki kendi kendinize konu hakkında düşünceleriniz oluşmaya başlamış.Filmin eleştirel havasının içindesiniz.Sorguluyorsunuz.

DEVAMI İÇİN; TIKLAYINIZ

Krzysztof kieslowsky'nin dekalog serisinden bir film basit gibi görünüyor ama düşündükçe derin bir film olduğunu görüyorsunuz. Kırık bir hikaye.Çok çok gerçek.Coşkulu aşk filmlerinden çok kırık aşk hikayeleri daha etkiler beni.Gerçeğe daha yakındır hayatın kendisine daha yakın.Hikayede bir gencin 30 yaşlarında bir kadına olan aşk hikayesi anlatılıyor.
DEVAMI İÇİN; TIKLAYINIZ


Sosyal açıdan çökmüş bir toplumda şiddeti zevk unsuru haline getirmiş gençlerin ve suçluların ıslah edilmesi adına devletin uygulamaya çalıştığı yeni bir sistemin deneği kahramanımız.Alex denek olmayı kısa sürede hapisten çıkmak için kabul ediyor.Dışarıda bıraktığı ona göre zevkli hayata dönmeyi umarak.
Ve bundan sonra insanın şiddetinden çok daha büyük etkilere neden olan devletin şiddeti başlıyor.Çeşitli acı süreçlerden geçiyor Alex.

DEVAMI İÇİN; TIKLAYINIZ


Los Amantes Del Circulo Polar/Kutup Çizgisi Aşıkları
Kutup çizgisi aşıkları çocuk yaşta hayatları kesişen Ana ve Otto'nun hikayelerini anlatıyor.Film tesadüflerle bezenmiş.Filmin genel havasında hakim bu.Tesadüflere olan inancımı bu kadar artırması nedeniyle Julio Medem'e kızgınım!Ancak tesadüfler sadece iyi yönlü ilerlemiyor fırsatlar da kaçırılıyor.Bu da filmin gerçek hayata yakınlığını sağlıyor.

DEVAMI İÇİN; TIKLAYINIZ



one flew over the cuckoo's nest - guguk kuşu - 1975 - milos forman

Dünyanın en iyi filmlerinden biri daha.Başta Jack Nicholson'a olmak üzere tüm karakterlere ayrı ayrı hayranlık duyacağınız bir film.O kadar gerçekçi ki sanırım bir akıl hastahanesine gittiğinizde böyle tipler var mı diye etrafınıza bakmanıza neden olabilir.Cezaevinden bir kaçış olarak gördüğü akıl  hastanesine giren Mcmurphy ve yaşadıklarını anlatıyor film.

DEVAMI İÇİN; TIKLAYINIZ


İn the mood for love - 2000 - wong kar wai
Bir şahaser.Şiir gibi bir film.Görüntüler ve müzik o kadar iyi harmanlanmış ki..

Şu an bu film hakkında ne desem az olacak.Ne kadar harika duygular hissettirdiğini aktaramayacağım.

Konuyu sonuna kadar anlatsam da sorun olmaz.Konu değil önemli olan filmde.Müzikler ve görsel olarak aşkı hissettiriyor.Ki bu çok zordur.Ancak bir ustanın elinden çıkmış.Görüntü yönetmeni Christopher Doyle.

DEVAMI İÇİN; TIKLAYINIZ


 Dostluk ve 3 kişilik bir aşk üzerine.Alıştığımızın dışında kadının erkek özgürlüğüne eriştiği film.'Toplum ne der.' diye düşünmediği... Bu yüzden afişte belli belirsiz bir bıyık var.

      Jules ve Jim çok iyi iki dosttur. Jules ilişkiler konusunda şanssız bir Alman iken Jim yakışıklı ve çapkın bir Fransız erkeğidir.Yunanistan'da bir heykel görürler ve bu heykelin yüzündeki ifadeden oldukça etkilenirler.Jules tam da bu heykele benzeyen Catherine ile tanışır.3lü çok iyi anlaşırlar.

DEVAMI İÇİN; TIKLAYINIZ



Fransa'da yeni dalga akımının başlamasına neden olan filmdir.400 Darbe 'okul kırmak' anlamına gelen bir Fransız deyimidir.

François Truffaut'un ilk filmi olmasına rağmen bir başyapıt özelliği taşır.Bunun nedeni şüphesiz ki filmin bir otobiyografi özelliği taşımasıdır.27 yaşında bir gencin elinden çıkmış gibi değil asla çok daha olgun bir yapım ama kendi hayatından izler taşıdığı için duyguyu karşı tarafa bu kadar iyi veriyor.
DEVAMI İÇİN; TIKLAYINIZ


There Will Be Blood / Kan Dökülecek (2007) Paul Thomas Anderson

Öncelikle kitap hakkında bilgi vereceğim.Kitabına aşık oldum.Yazarı Upton Sinclair.Kitabın adı "Oil!" İmdb'de üst sıralarda görünce evde bulunan kitabı okumaya karar vermiştim.Daha sonra kitabı okumamı daha gerekli görmemi sağlayan olay ise çok sevdiğim Kürk Mantolu Madonna kitabının yazarı Sabahattin Ali'nin kitap hakkında 'Bu romanda olanların onda biri doğruysa namuslu insan mutlaka solcu olmalıdır.' sözünü duymam oldu.

Kitap gerçeklere dayanıyor ve 1900lü yılların ilk çeyreğinden geniş bir bilgi sunuyor okuyucularına.1. dünya savaşının bilmediğimiz yönleri,kapitalizmi bütün gerçekçiliğiyle gözler önüne sererken yine kapitalizme karşı şiddetlenen komünizm,bolşevizm ve sosyalizm akımlarını,grev,sınıf ayrımcılığı,para hırsı,sahte peygamberler,sosyete gibi o dönemin tüm sosyo-ekonomik yönlerini bize aktarıyor.Tüm bunları bir baba oğul ilişkisinden yola çıkarak yapıyor.

DEVAMI İÇİN; TIKLAYINIZ


No Country For Old Men / İhtiyarlara Yer Yok (2007) Coen Kardeşler

Kan dökülecek filminden sonra aynı yıl Oscar'a aday gösterilmelerinden dolayı sıkça karşılaştırılan İhtiyarlara Yer Yok yani özgün adı ile No Country For Old Men'i izledim.Konusu wikipedia kaynaklı olarak kısaca şöyle:

Llewellyn Moss (Josh Brolin) geyik avında olduğu bir gün, Meksika yakınlarında bir uyuşturucu pazarlığının bol kanlı sonuyla karşılaşır. Sadece parayı alıp giden Moss yaralı olan birine su vermek amacıyla gece yarısı olay yerine döner, ancak bu niyeti başını derde sokacak ve Anton Chigurh (Javier Bardem) ile tanışmasına neden olacaktır.

DEVAMI İÇİN; TIKLAYINIZ
Filmimiz Romada geçer ve Romadan güzel sahneler vardır.İçinde eleştiri olan filmler her zaman kendi döneminden daha uzun süre varlığını sürdürmüştür.Burada da Fellini'nin medya ve yüksek sosyoteye bir eleştirisi var.Ahlaki değerlerin kayboluşunu gözler önüne seren bir başyapıt.
DEVAMI İÇİN; TIKLAYINIZ



The double/ Öteki


Yönetmen:  Richard  Ayoade
Tür: Dram,Gerilim
Yapım: 2013
İmdb : 6,9


Beni çok etkileyen bir yapım. Dostoyevsky'nin aynı adı taşıyan romanından uyarlanmış.

Yalnızlığı bu kadar iyi yansıtan filmler ile çok fazla karşılaşamıyoruz ne yazık ki.Sıkıcı olacağı için büyük bir ihtimalle.-Her filmine selam olsun.- Ki yalnızlık problemi en çok işlenilmesi gereken konulardan biri aslında.

Simon 7 yıldır çalıştığı iş yerinde tanınmayan sevilmeyen,insanların 'Kendini neden öldürmüyorsun?' hakaretlerine sık sık  maruz kalan,içe dönük,kendini yalnızlığa hükmetmiş iş ve ev arasındaki tek eğlencesinin karşı apartmanda oturan kızı izlemek olan bir genç.




Hoşlandığı kızla küçük de olsa bir yakınlık kurmuşken işe tam da kendisinin fiziken aynısı olan James gelir.Ve James girişken özgüveni yerinde biridir.İş yerinde kısa sürede sevilirken Simon ile de yakınlık kurar.Ancak zamanla Simon'un hayatındaki her şeyi almaya çalışır.Ki o zamana kadar "pinokyo'nun" hayatında hiçbir güzellik ve özellik olmadığına yemin edebilirdiniz.Ancak tamamen boş olmadığını böylece anlıyoruz.

Kişinin kendisi ile dış görünüş olarak aynı ancak karakter olarak tamamen farklı bir kişinin varlığına inanması söz konusu filmde.Başrol oyuncusu bunu o kadar iyi yansıtıyor ki James ve Simon'u-kendisinin oynamasına rağmen  her an kim olduklarını anlayabiliyorsunuz ve birbirine karıştırmıyorsunuz.Bunun nedeni birinin tamamen öz güvensiz konuşma ve hareketlere sahip olması iken diğerinin bunun tam tersine kendini beğenmiş,insanlar tarafından yüceltilen bir karakterde olması.



Olayların hangi zaman diliminde geçtiği belli değil.Geçmiş bir zamanı mı anlatıyor yoksa gelecek zamanı mı bilemiyorsunuz.Toplumsal bir eleştiri yer alıyor.Zayıf insanların sürekli daha da ezildiği bir dünya bize çok da uzak değil ne yazık ki.

Farklı bir yapılanma var.İnsanlar hücre misali tek odalı berbat evlerde yaşıyor.Pek düşünmüyorlar.Hayatları iş ve televizyon arasında bir monotonlukta gidip geliyor.

Filmde girişken olmanın,kendini olduğundan daha değişik gösterenin her zaman kazanacağını görüyoruz.Toplumun istediği gibi bir birey olursan ancak o zaman onlar tarafından kabul edilebileceğini gösteriyor.Pinokyo benzetmesi gayet yerinde olmuş.


Film sizi sarmalıyor adeta.Kesinlikle komplike olaylar karşısında şaşırarak ne olacağını kestiremeyerek izliyorsunuz.

Karakterlerden Simon'a kendimi daha yakın hissettim.Ayakkabı sahnesi oldukça etkileyiciydi.

Müzikler daha iyi olamazdı.İnanılmaz yakışıyordu.Çekim kalitesi olarak yine tam not alır.Çok farklı bir büyüsü vardı.İyi bir gerilim havası yaratıyor.İmdb puanı düşük bence.Ancak buna aldırmadan izlemenizi tavsiye ederim.

Görseller: 1 2 3 4